Türkiye Patrimonyalizmle mi Yönetiliyor?
Türkiye Patrimonyalizmle mi Yönetiliyor?

Geçtiğimiz Cumartesi ve Pazar günü CHP kurultayı yapılmıştı. Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı  Cumhuriyetin 2. Yüzyıl manifestosu oldukça etkileyici ve önemliydi. Türkiye’nin yeniden aydınlanma günlerine dönmesi için sadece CHP’nin değil diğer millet ittifakı partilerinin ve seçmenlerinin de bu manifestoyu önemseyerek dikkate alması gerekir zira 13 maddeden oluşan manifesto siyasal aydınlanma hareketinin bir adımıydı. Bu manifestoya demokrasiden, özgürlükten, eşitlikten, insan haklarından, doğadan yana olan herkesin desteklemesi gerekir.

Yıllardır ezan okunan ve bir bölümünde namaz kılınan kısacası zaten ibadete açık olan Ayasofya’nın ibadete kapalıymış gibi algı yaratılarak Ayasofya’da namaz kılınması organizasyonunun AKP’nin politik bir atağı olduğunu dünya basını dahil olmak üzere herkes biliyor. Yabancı basın bu adımın milliyetçi kesimin oylarını almak ve anket sonuçlarına göre düşen oyları yükseltmenin bir kurgusu olduğunu haberlerinde vurgulamışlardı.
Covid-19 önlemleri dünyada uygulanmaya devam ederken böyle bir organizasyonun tedbirsizce yapılması ise eleştirilere neden oldu.

Ayasofya ilk olarak Doğu Roma döneminde Pagan ibadethanesi olarak yapılmış. Daha sonra Bizans’a geçtikten sonra Hristiyan kilisesi olmuş. Hagia yani Aya “Kutsal Azize” anlamına geliyor. Sophia yani Sofya ise eski Yunanca’da “bilge” demektir. “Kutsal dişi” anlamına da gelen Sophia, ilk çağ felsefesinde Sofist olarak da geçiyor. Kelimenin kökeni buradan geliyor. En popüler Sofist filozofların başında ise Protagoras, Gorgias, Antiphon, Simonides, Ahonymus geliyor. Bu filozoflar daha çok etik, siyasal ve toplumsal sorunlar üzerinde çalışmışlardır. Asıl ilginç olan ise antik dönemde ki bu Sofist filozoflar hukukun devlet için önemli olduğunu ve dinin hukukun bağlarından tamamen kurtarılması gerektiğini, her tür yasanın yerine doğa yasalarının olmasını ve tek tek insana değer verilmesini savunmuşlardır. Ayasofya ve Sofizm çok ilginç bir bağlantı değil mi?

Çoklu baro sisteminin yasalaşması, işverene sağlanan hakların yanında işçilerin giderek zor durumda kalması, halkın kredi borcunun katlanarak artması, işsizliğin milyonları geçmesi, tecavüzcülerin, hırsızların özgürce dolaştığı fakat düşünce suçundan dolayı gazetecilerin ve siyasilerin tutuklu kalması ironik… Adaletin keyfice uygulanması halkında bu kurumlara olan güveninin sarsmasına neden olduğu gibi yaşanan bu durumlar yabancı yatırımcılarında Türkiye’yi gözden çıkarmalarına neden oluyor. Türkiye’ye güven her alanda giderek yok oluyor. AKP’nin Türkiye’yi çok iyi yönetemediği aşikar… Bu durumda bütün iş millet ittifakının ve seçmenlerinin birlik olmasına düşüyor. Ortaklaşa CHP’nin bu manifestosu etrafında birleşmeliler ve aydınlanma hareketini bir an önce başlatmalılar düşüncesindeyim.

AKP’nin ülkeyi totatiler bir rejimle yönettiğini herkes tartışıyor ve biliyor. Tek adam siyaseti dünya tarihinde hiçbir zaman yerini bulamamış ve son bulmuştur.

Ben AKP’nin ülkeyi aynı zamanda Patrimonyalizm düşüncesiyle yönettiğini düşünenlerdenim. Yani siyasal iktidarın ülkeyi kişisel takdirine ve geleneğe dayalı olarak yönetmek, ülke topraklarını özel mülkü olarak görmesidir. AKP’nin Türk siyasi tarihinde paternalist bir rol üstlendiğini söyleyebilirim. Bir nevi merkeziyetçi-bürokratik, toplumsal siyasi örgütlenme diyebiliriz. Bu örneği Osmanlı Devleti’nin hanedanlığında görebiliriz yani sultanın kişisel keyfi ve siyasal baskısıyla ülkeyi yönetmesi…

CHP başta olmak üzere diğer millet ittifakı partilerinin tabanlarında, içlerinde yaşanan her hangi bir problem, tartışma bir yana bırakılmalıdır. Atatürk’e rahatlıkla hakaretlerin edildiği, hilafet çağrısının yapıldığı ve Anayasa’nın ilk dört maddesinin tehlikeye girdiği şu günlerde CHP’nin manifestosu dikkate alınmalıdır.

Alkışlarımla,

Nil Yurda Yurtseven
(yurdayurtseven@gmail.com)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here