Platon, CHP ve Ekrem İmamoğlu
Platon, CHP ve Ekrem İmamoğlu

Beni bu yazıyı yazmaya iten neden Ekrem İmamoğlu‘nun Erzurum fotoğrafları ve yapılan eleştiriler oldu. Tuhaf olanı da kendisini eleştiren bazı CHP’lilerin, diğer CHP’liler tarafından eleştirilmesi oldu. Bu mevzu bana Marks ‘ın “Eleştirinin Eleştirisi” kitabını hatırlattı. Bende eleştirinin, eleştirisinin, eleştirisini yapacağım. Kafanız fazla karışmadan konuya geçiyorum.

Hayat içinde okuduğum bütün kitapların yazarları benim öğretmenim, hocamdır. Felsefe mezunu olarak söz konusu siyasetse eğer, bu konuyla ilgili olarak Devlet kitabıyla bilinen Platon en iyi öğretmenlerimden biridir.

Platon esasında bir siyasi filozoftur ve yaşamı boyunca siyaset üzerine düşünmüş, yazmış, konuşmuştur. Bunun nedeni ise dünya üzerinde ana sorunun siyasal olduğu kanısına varmıştır. Bütün yaşamı boyunca siyasetle aktif olarak ilgilenmiş, roller almış ve geleceğin siyasetçilerini yetiştirmek içinde Akademia’yı kurmuştur. Platon’un siyaset kavramını-kuramlarını ele aldığı kitap Poletia’yı (Devlet) kendisinsen sonra gelecek olan devlet adamlarına adamış, kaynak olarak miras bırakmıştır.

Platon’a göre toplumu oluşturan en önemli neden ise insanın bireysel olarak kendi kendine yetmemesi, toplumların varlığını sürdürebilmesi için başka insanların yardımına ihtiyaç duymasıdır. Bunun başında sevgi ve emek gelir. Ona göre, kadınlar da erkekler gibi eğitilmeli, ikisi birlikte yönetimde yer almalıdır. Bu toplumun ve devletin menfaati için önemlidir ve zorunludur.

Düşünün, Platon bunları asırlar evvel yani İsa’dan önce söylemiş. Neden Platon’dan bahsettim? Eğer, siyasete atılacaksınız örnek almanız için Avrupa ülkesi siyasetçisine ya da günümüz siyasi-sosyal yaşamını örnek almanıza gerek yok. Platon’un siyasi anlayışını örnek almanız yeterli olacaktır. Zira, dünyadaki bütün siyasi oluşumların temeli bu kitap yani siyaset felsefesi olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimleri yaparken bu siyaset felsefesinden yararlandığını bilmenizi isterim. Öyle ki “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözünün temelini, Jean Bodin’in ısrarla üzerinde durduğu egemenlik kavramı oluşturur. Her ne kadar Bodin monarşik düşünceye sahipde olsada Atatürk bu kavramları kendi ülkesinin coğrafyasına, sosyolojisine uygun hale getirmiş, dönüştürmüştür. Aynı şekilde güçler ayrılığı ilkesini hazırlarken de Montesquieu’nun güçler ayrılığı ilkesini alıp, geliştirmiş ve kendisine göre dönüştürmüştür. CHP’nin ve anayasanın temellerini de siyaset felesfesine göre atmıştır. Bu anlamda CHP, siyaset felsefesi üzerine kurulmuş, devrimlerini de sol kavramlar üzerinden yapmıştır.

Sizin yaşadığınız coğrafyaya, topraklara, yaşam biçimine uygun bir siyasi anlayış-tavır geliştirmeniz gerekir. Demokrasi, siyaset, özgürlük, eşitlik…vb kavramların asırlar önce tartışıldığı bu topraklara uygun siyasi tavrınızın olması gerekir. Aristo’nun, Çanakkale-Assos’ta felsefe dersleri verdiği, Herakles’in, Homeros’un ilham aldığı, Sinop’da doğup, büyüyen Diyojen’in var olduğu bu topraklara özgü siyasetinizi geliştirin, kendinize özgü bir anlayışınız olsun. Bu bilinçle hareket etmeniz gerekir.

Siyasete atıldığınızda siz artık temsil ettiğiniz partiye-topluma-halka aitsinizdir. Bu nedenle aileniz (özel hayatınız) ile siyasi hayatınız arasında ki dengeyi çok iyi sağlamanız ve korumanız gerekir. Çünkü önceliğiniz siyasettir. Hepimizin hayat içinde sahip olduğu roller vardır. Bir müdür evde davrandığı gibi çalıştığı şirkette aynı tavırları sergileyebilir mi? Sergilerse eğer, şirketteki çalışanlarından saygı ve değer görebilir mi? Etik denilen kavram meslek hayatında önemlidir. Şayet, meslek hayatınızda yaptığınız en ufak tutarsız-ironik bir tavır-duruş size olan güvenin, değerin, inanmışlığın zedelenmesine neden olur.

Yukarda ki cümleler için “ne demek istiyor acaba?” dediğinizi duyar gibiyim. Sadede geliyorum, 26 Ocak benim doğum günümdü. Öncesinde yani 25 Ocak’ta Elazığ depremi yaşandı. Onca insan zor durumdayken, evleri yıkılmışken ben kendimi hiç doğmuş gibi hissetmedim. Birileri ölürken siz nasıl yeniden doğabilirsiniz ki? Hatta o gün instagramda gece partilerinde eğlenen kişileri izleyince içimden “pes” dedim. Yahu hiç mi hissiyatınız yok? Nasıl içinizden eğlenmek geliyor? Vicdanınız bu kadar mı kurum bağlamış, bu derece mi kapkara? 40 gün yas tutun demiyorum fakat henüz acılar tazeyken bazı aktivitelerinizi, planlarınızı erteleyebilirdiniz.

Herkes bu konuyu konuştu, bazıları ise bireysel olarak algıladı. Ekrem İmamoğlu’nun Elazığ’ı ziyaretinin ardından Erzurum’da tatil yapmasına bende şaşırdım. Çünkü Elazığ’daki fotoğraflarıyla, Erzurum fotoğraflarını görünce, iki fotoğraf arasındaki tutarsızlığa ve ironiye bir anlam veremedim. Asıl komik olanda Ekrem İmamoğlu’nun eleştirilmesine kızan CHP seçmenleri ve kendisine oy verenler…

Bende Ekrem İmamoğlu’na oy veren biriyim. Bu olaydan sonra İmamoğlu’na olan inancım sarsıldı mı, hayır? Çünkü bu tarz tavırları diğer partilerin siyasileri de yaptı ve yapıyor. Ancak onlar yapıyor diye susmanın, eleştirmemenin partiye ve İmamoğlu’na hiçbir faydası olmaz.  Çünkü siyasette en önemli kavram mantık ve etiktir. Bu ikisi arasında tutarsızlık olmaması gerekir. Eğer, kendisine oy veren kişiler olarak İmamoğlu’nu eleştirmeseydik, AKP’lilerin eleştirilerine karşı gelip kendisini savunsaydık inanın Ekrem İmamoğlu’na en büyük kötülüğü yapmış olurduk.

İki parti arasındaki eleştiri farkından da bahsetmek isterim. AKP’liler İmamoğlu’nu daha çok bireysel-dogmatik ve kaybettikleri seçimin hazımsızlığıyla eleştiriyor. Ancak kendisine oy verenlerin eleştirisi ise tamamen kolektif yani toplum bilincine dayalı olarak anlam kazanıyor. Siyasi mantığa, etiğe göre eleştiriyor. Bu yüzden iki tarafın eleştirisi bir tutulmamalıdır. Yani AKP’lilerin eleştirisi yıkıcı eleştiri, CHP’lilerin eleştirisi ise yapıcı eleştiridir. Bu iki farkı lütfen ayırın. İmamoğlu’nu eleştirenleri, AKP’lilerle bir tutmayın! Kendisine oy veren herkes ve CHP’lilerde eleştirileri yapan bazı seçmenlere, partililere duygusal tepkiler vermemeli, kızmamalı ve mantıklı düşünmelidir.

Ahmet Arif’in çok sevdiğim bir sözü vardır “Nerede bir can ölse, oralı olur yüreğim. Olmalı zaten. Olmazsa insan olmaz yüreğim.” Yani birkaç gün Elazığ’lı olmak varken ertesi günü Palandöken’de kayarak Erzurumlu olmanın tutarsızlığına, ironisine anlam veremedim. Ancak bu olayın çok fazlada büyütülmemesi gerekir zira İmamoğlu hırsızlık yapmış, başkasının hakkını yemiş biri değil. İyi ki dürüstlük yapmış bu fotoğrafları paylaşmış, bizlerde görmüş ve eleştirmiş olduk. Dürüstlük her zaman size çok daha iyi şeyler yaptırır ve kazandırır.

Neyse, siyasette olur böyle şeyler… Fotoğrafı fazlasıyla büyütüp duvara asmanın ve dillere pelesenk etmeninde bir anlamı yok.

Bu arada kira öder gibi ödediğiniz doğalgaz faturalarınızla aranız nasıl? Geçinebiliyor musunuz? Önemli olan bu değil mi? Geçinmek!

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here