Pandemi Sonrası CHP ve Türkiye

Wuhan’da ortaya çıkan covid-19 virüsü insanlığa kolektif bilincin ne kadar önemli olduğunu kanıtladı. Yani kapitalist ve liberal sistemin sosyolojik-ekonomik anlamda dünyayı kurtaramadığı ortaya çıktı. Her ne kadar Almanya, Amerika, Belçika, Kanada… vb ülkelerde halk virüse rağmen refah içinde yaşasalar da kapitalist sistemin can çekiştiği ortada… virüsün ne zaman yok olacağı belirsiz ancak dünyanın değişeceği kesin.

Pandemi sonrasında bir çok ülkede siyasal değişimler yaşanacağı yavaş yavaş kendini göstermeye başladı bunlardan biride Sudan’ın laik sisteme geçişidir. Bu tarz halk ayaklanmalarının eşitliğin, özgürlüğün, kutuplaşmanın kısacası sosyolojik ve ekonomik anlamda mutlu olmayan halkların olduğu ülkelerde değişimler yaşanacaktır. Yaklaşan Amerika seçimlerinde Trump’ın kaybedeceği tahmin ediliyor. Türkiye’de gerçekleşecek olan olası erken seçimde ise AKP iktidarının gideceği yapılan anketlerde ve halkın bireysel siyasi eleştirilerinde görmek mümkün…

Eğer, bir ülkede bireysel olarak şikayetler, eleştiriler toplu bir senfoni orkestrasına dönüşürse o ülkede yeni bir hükumet ve yönetim biçimi kaçınılmazdır. Diyalektik ve değişim doğal bir gerçekliktir.

Ben, pandemi sonrasında muhafazakarlığın ve milliyetçilik kavramlarının yerini sosyal demokrasinin, uzlaşmacı demokrasinin, özgürlüğün, eşitliğin, çoğunlukçu demokrasinin alacağını düşünüyorum.

Türkiye’de özellikle CHP’ye çok iş düşüyor. Lakin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Halk TV’de yaptığı “İster Gazi Mustafa Kemal deyin, ister Atatürk”. Bunlar aynı şey zaten. Bu tartışmalar yapay tartışmalar” cümlesi için şunu söylemek isterim. Bana göre aynı değil zira Mustafa Kemal adında bir çok kişi var. Bakkalı var, boyacısı var, emekçisi var, iş adamı var, sanatçısı var… aynı şey olabilir mi? Mustafa Kemal’i diğerlerinden ayıran soyadıdır zaten… Bu yüzden bu isim verilmiştir. Bu düşünce onu sıradanlaştırmaktan, Atatürk demekten kaçınmak gerici, yobaz zihniyetle aynı çizgide olmaktan öteye gitmez. Selman Öğüt’de Atatürk demek istemeyenlerden… Yani demem o ki Atatürk demek sizi sıradanlaştırmaz aksine yüceltir.

Diğer şaşırdığım cümlesi ise “Sağ-sol kavramları 18. Yüzyıla ait kavramlar. Bu kavramlarla 21’inci yüzyıl sorunlarını nasıl çözebiliriz?” Felsefe mezunu ve siyaset bilimi sınavından henüz çıkmış biri olarak inanın bu cümleler karşısında çok şaşkınım…

Felsefede her düşünce akımı bir öncekinin devamı ve eleştirisidir. Düşünceler halkasından birini çıkarırsanız bilgileriniz eksik kalır, bağlayıcı olmaz ve sonuca ulaşamazsınız. Tümevarım ve tümdengelim mantığına aykırı… Oysa, sosyal demokrasi, 18. Yüzyılda ortaya çıkan sol kavramının 19. Yüzyılda oluşturulmuş ve solun sosyolojik ve bürokratik anlamda düzenleyicisi olan kavram değil midir? Yani demem o ki 18. Yüzyıl solu olmasaydı bugün enternasyonalist diğer bir deyişle sosyalist enternasyonal ideoloji olan sosyal demokrasi ortaya çıkmazdı. CHP’nin sosyalist enternasyonale üye bir parti olduğunu hatırlatmama gerek yok.

Mustafa Kemal Atatürk 18. ve 19. Yüzyıl aydınlanmasının sosyoloji ve felsefe alanlarındaki kavramlardan yola çıkarak CHP’nin siyasi yapısını oluşturmuştur. Sosyal demokrasi kavramı 19. Yüzyılda oluşurken devrimci sosyalizmden yani Marks ve Engels’in öğretilerinden, Ferdinand Lasalle’nin reformist sosyalizminden etkilenerek ortaya çıkmıştır. Unutmayınız!

Eduard Bernstein’e saygılarımla…

Nil Yurda Yurtseven
(yurdayurtseven@gmail.com)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here