Hırsızlar Ölüm Anında Dürüst Olurlar Bilinmeyen Birinin Notlarından Dürüst Hırsız’ı 1848 yılında Dostoyevski henüz yirmi yedi yaşındayken yazmış. Yazar bu kitabı sonrası sürgüne gönderiliyor. Öyküde insanın karakter zayıflığının, zaaflarının, yaşam şartlarının insanı sürüklediği durumu anlatıyor.  Diğer yandan insancıl, vicdani, etik bir takım gerçekleri karşılaştırıyor. Vicdani sorgulamanın olduğu buruk bir öykü…

Vicdani sorgulama

Anlatım son derece sade, akıcı ve içten. Zor yaşam koşullarında insanın düştüğü durum. Bazıları kişisel nedenleriyle istemedikleri halde kötü durumlara düşerken, bazıları da istemeyerek de olsa zorlu yaşam koşullarından dolayı düşüyor kötü durumlara…
Bir yandan fedakârlık, vefa, diğer yandan sevdiği içki yüzünden güzel işinden kovulan ayyaş ve aylak biri… Hayatı her alanında ve her anlamda abartıdan ve aşırılıktan uzak yaşamak gerek. Size, çevrenize bulunduğunuz topluma zarar vermeden normalite formlarda yaşamak…

Karşımızda normal ve anormal bir karakter var. Hırsız dürüstte olsa bu onu iyi mi yapıyor yoksa kötü mü? Yalanın küçüğü, büyüğü olmadığı gibi yapılan hırsızlığı itirafta etseniz sonuçta bu sizi hiç bir zaman iyi ve dürüst yapmaz. Kimi kötü bir hayat seçer kendine, kimi iyi bir hayat…

Hırsız biriyseniz çaldığınız peşinizden gelir her zaman… Ne kadar saklarsanız saklayın, ne kadar inkâr ederseniz edin siz hırsız olduğunuzun farkında olduğunuz sürece bu gerçek ölüme kadar gelir sizinle. Herkesi kandırabilirsiniz ya kendinizi? Öyle ki son nefesinizi verdiğiniz anda itiraf edersiniz. Eğer, kötü bir insansan dürüstlük ölüm anında yakalar seni.

Hırsızlar Ölüm Anında Dürüst Olurlar

Dürüst Hırsız

“Bana göre dünyada hırsızdan daha iğrenç yaratık bulunmaz. Başkası neyse ne, ama bu senin emeğini, ona döktüğün teri, zamanı çalıyor. Ne iğrenç şey…”

Aşçı, çamaşırcı ve hizmetçi olan Agrafena sessiz, sakin, saf, kendi halinde bir kadın. İstediği bir şey olmadığında içine kapanan, işleri kötü yapan bir kadın. Bir gün ev sahibine evde ki küçük odayı kiralamak istediğini, kiracının çamaşırlarını kendisinin yıkayacağını ve yemeğini yapacağını söyler. Ev sahibi istemese de dediğini kabul eder ve odayı orta halli, bekâr bir adama kiralar. Ev sahibinin kapalı bir hayatı vardır yani kendi halinde, çevresi olmayan, yalnız bir adam. O yüzden Agrafena’nın bu fikrini daha sonra mantıklı bulur. Böylece yalnızlığı bir nebze olsun azalacaktır. Gelen kiracı emekli bir asker, ağır başlı, efendi biri. Kiracının adı Astafiy Ivanovich. Kiracı sürekli anılarını anlatan keyifli biriydi. Ev sahibi bu durumdan çok memnun olur.

Bir gün eve bir adam gelir, ev sahibinin gözüne bakarak onun paltosunu alır ve gider. Yani göz göre göre hırsızlık yapar. Kiracı hırsızın peşinden koşar ancak yakalayamaz. Astafiy Ivanovich bu hırsızlık olayına tahammül edemez adamın göz göre göre hırsızlık yapmasına anlam veremez. Bu yüzden adamın içeri girmesine izin verdiği için kapıcıyı ve Agrafena’yı azarlar. Adamın içeri nasıl girdiğini, onun elinin, ayağının nasıl tutulduğunu, adamın gözlerinin önünden pardösünün askıdan alınmasına nasıl ses çıkarmadıklarını sürekli tekrarlar. Daha sonraki günlerde bu tuhaf hırsızlık mizahi yöne doğru kayarak gülünç haline gelir. Ev sahibi, kiracı Astafiy Ivanovich’e “Adam bizi fena uyuttu”der. Ivanovich “Haklısınız efendim, aklıma gelince tepesi atıyor insanın gerçi benim bir şeyim çalınmadı ama gene de elime geçse o yerden bitmenin! Bence hırsızdan daha iğrenç bir yaratık yoktur yer yüzünde. Senin çalışarak, didinerek, alın teri dökerek elde ettiğin… Kazandığın bir şeyi adam babasının malıymış gibi alıp gidiyor. Allahın belası..”

“Siz acımıyor musunuz pardösünüze efendim, üzülmüyor musunuz?”

“Evet, Astafiy Ivanovich haklısın, bir şeyini hırsıza kaptıracağına ateşe at, yak daha iyi.”

“Öyle ya, her hırsız bir olmaz kuşkusuz ama bir gün dürüst bir hırsızla da karşılaşmıştım.”

“Hırsızın dürüstü de mi olurmuş? Ne biçim bir hırsızmış bu Astafiy Ivanovich”

“İnanın doğru söylüyorum efendim. Aslında hırsızın dürüstü olmaz kuşkusuz. Yani dürüst bir adamdı demek istedim ama gene de çaldı acımıştım zavallıya.”

Hırsızın dürüstü de mi olurmuş?

“Anlatsana nasıl oldu Astafiy Ivanovich”

“İki yıl önceydi efendim, o zamanlar işsizdim. İpsiz, sapsız bir arkadaşım vardı. Ben daha işsiz kalmadan meyhanede tanışmıştık, durmadan kafayı çekerdi, serserinin tekiydi. Onun, bunun sırtından geçinirdi. Eskiden bir yerde çalışıyormuş sarhoşluğu yüzünden yol vermişler çok zavallı bir adamdı. Üstünde başında yoktu. Bazen paltosunun altında gömleği bile olmazdı sanki varını yoğunu içkiye vermişti. Gürültücü, patırtıcı biri değildi uysaldı, iyi yürekli, içtendi. Bir şey istemeye utanırdı insandan. Zavallının canının içmek istediğini görür, sen kendiliğinden içki ısmarlardın ona.

Bir gün karşılaştık, yaklaştı yanıma, benim baktığım yoktu ona, ne tuhaf bir adamdı. Sadık bir köpek gibi ayrılmazdı insanın yanından, sen nereye gitsen o da peşinden gelirdi. Sadece bir kez görüşmüştük. Ne saftı, o gece alıp odama götürdüm onu… Neden götürmeyecektim? Kimlik cüzdanı vardı, tehlikeli bir adama benzemiyordu. Ertesi gün yine bende kaldı. Üçüncü gün akşama kadar pencerenin içinde oturdu o gece de kaldı. Adam başıma ekşiycek galiba diye düşünüyordum. Hem içir, hem karnını doyur, üstelik gecede odanda yatır, biz çok zenginiz sanki. Benden önce de başka bir memurun evine dadanmış. Birlikte içiyorlarmış ayık gezdiği yokmuş sonunda ölmüş. Yemelyan Ilyiç’di adamın adı. Kara kara düşünüyordum.

Ne yapacağımı bilemiyordum. Kovsam kovamıyordum acıyordum. Öyle zavallı, perişan, ezikti. Sesi çıkmazdı, ağzını açıp bir şey istemez öyle oturur uslu bir köpek gibi adamın gözlerinin içine bakardı. Görüyorsunuz işte içki ne durumlara düşürüyor insanı. Hadi git evimden Yemelyan cığım nasıl derim ona diye düşünüyordum.

Bir akşam eve dönünce arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Ne görsem beğenirsiniz? Yemelyan sandığın üzerinde oturmuyormu? Ekoseli bohçası da yanındaydı. Paltosunu çıkarmamış beni bekliyordu. Canı sıkılmasın diye yaşlı kadından bir kilise kitabı almış baş aşağı tutuyordu. Gene bulmuştu beni. Çaresizdim yapacak bir şey yok dedim içimden zamanında kovmalıydım onu. Açık açık sordum ona kimlik kâğıdın yanında mı Yemelyan ? Oturup düşünmeye başladım.”

Kovmak hem ayıp, hem de günah!

Ivanovich, Yemelyan’ı bu durumdan kurtarmak için onun yeteneklerini çözmeye başlar. Ne çeşit işlere yatkın olduğunu anlamaya çalışır. “Bir insanın bir şey yapabilmesi için önce o işe yeteneğinin olması gerekir.” Bu şekilde Yemelyan’ı incelemeye başlar. Önce iyilikle yola getirmeye çalışır.

“Gururuna gereken değeri vermelisin artık.”

Bir gün Ivanovich’in mavi ekoseli pelerini çalınır. Yaşlı kadından şüphelenir fakat hırsız o değildir. Yemelyan ’dan şüphelenir ona sorar fakat o da çalmadığını söyler.

“İnsanoğlu, kuşların fırtınayı önceden hissettikleri gibi tehlikeye yakın olduğunu hisseder.”

Yemelyan bir gün Ivanovic’e çalışmak istediğini söyler. Yük olmaktan utanır ve gider. Çünkü Ivanovich’in değiştiğini düşünür. “Dışarı çıkarken artık sandığı kilitliyorsunuz” der. Ivanovich onu günlerce arar ama bulamaz. Bir gün evine geldiğinde Yemelyan’ı sandığın üzerinde oturmuş halde bulur. Çok hasta ve ölmek üzeredir. Yatağa uzanır. Ölüm anında pelerini kendisinin aldığını söyler. Ivanovich bu duruma kızmaz aksine üzülür çünkü onun bedbaht biri olduğunu düşünür.

Hırsızlar ölüm anında dürüst olurlar. 

Alkışlarımla,

Yurda Yurtseven
(yurdayurtseven@gmail.com)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here