16.İstanbul Bienali'nden Notlar
16.İstanbul Bienali'nden Notlar

Pazar günü Büyükada’da Anadolu Kulubü, Mizzi Köşkü, Taş Mektep ve Hacopulo Köşkü’nde düzenlenen 16.İstanbul Bienali‘ne katıldım. Anadolu Kulübü’ndeki bienalden çok etkilendim. Marmara Denizi’nde asırlar önce yaşayan ve günümüzde artık olmayan karides, yengeç…vb türler hakkında bilgi ediniyorsunuz.

16. İstanbul Bienali ekolojik sorunlar karşısında sanatın güncel durumunu pek çok sanatçı, yazar, çevreci, antropologla birlikte araştırmak için bir çıkış noktası…Yerli ve yabancı araştırmacıların bu konuyla ilgili yazdıkları kitapları inceleyebiliyorsunuz. Kısacası İstanbul Bienali tamamen doğayla, yaşadığımız çevreyle alakalı… İnsan varlığının doğayı nasıl katlettiğini, yok olan canlıları incelediğinizde anlayabiliyorsunuz. Bir çeşit kendi türünüzün kötü yüzüyle karşılaşıyorsunuz.

İnsanın kendi kendini nasıl yok ettiğini tüm belgelerle, kitaplarla daha iyi anlıyorsunuz. Bu konuyla ilgili dikkatimi çeken kitaplar ise Petrus Gyllius “İstanbul Boğazı” kitabı ve Nadia Pinardi “Misurare il Mare” kitabı oldu. Bunun yanı sıra Piri Reis’e ait olan parşömen üzerine çizilmiş, resimli el yazmasının olduğu 1513 tarihli dünya haritası… Piri Reis bu haritayı Gelibolu’da çizmiş. Ardından Kristof Kolomb 1528 yılında dünya haritasını çizerken Piri Reis’in 1513 yılında çizdiği haritadan esinlenmiştir. Bu şekilde Amerika’yı keşfetmiş. Dikkat çeken detay ise Piri Reis’in çizdiği haritanın Nijerya’yı barındıran yani Afrika’nın bulunduğu kısmının parçalanmış olması. Bu hadise bile olaya şüpheli bir gizemlilik katıyor. Harita doğal koşullardan dolayı mı zarar gördü yoksa birileri tarafından mı parçalandı?

Fakat günümüzde de dünyayı tarumar eden Amerika, İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci ülkeler keşfettikleri bu kıtalarda önce insanları köleleştiler, ırkçılıklarıyla yok ettiler şimdi de onların yaşadıkları coğrafyayı “deniz tabanı madeniciliği’ adı altında yok etmeye çalışıyorlar. Komik olansa bu ülkeler her yıl G8 Ekonomik Zirvesi’nde bir araya gelip yoksulluktan, küresel ısınmadan, çevreyi korumaktan…vb konulardan bahsetmeleri…Kısacası hem suçlu hem de güçlüler…

7.Kıta vurgusu

Anadolu Kulübü’nün bir bölümünde bu konuyla ilgili barkovizyon gösterisi yapılıyor. Burada Afrika’da yaşayan ve geçimini denizden sağlayan insanların isyanına tanık oluyorsunuz. İsyan diyorum çünkü son yıllarda yer üstünde maden aramaktan bıkmayan kimi şirketler bu yetmezmiş gibi denizin yüzlerce metre derinliğinde teknolojik makineler ve robotlarla maden aramaya başladılar.

Belgeseli izlediğinizde bu haklı isyana katılmamanız elde değil. Bu isyanı izlerken lisede yaptığımız ‘ilkel insanlarla, modern insanlar’ konulu münazarayı hatırladım. Ben ilkel insanları savunan tarafta olmuştum. Modern insanlar olmasaydı dünyanın doğası bozulmazdı. Asıl ilkel olan bizleriz. Oysa önemli olan modernizm adı altında oluşan teknolojiyi insan doğasına uygun olarak kullanabilmekti. Ancak kapitalist ve pragmatik kaygılar, daha güçlü ve zengin olma gibi düşünceler önce doğayı sonra da insanlığı yok etmeye doğru gidiyor.

Yer üstünde maden arayan şirketler bu defa denizlere gözünü dikmişler. Bunu da “deniz tabanı madenciliği” adı altında yapıyorlar. Denizaltı Madenciliği olarak da geçiyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Denizde yaşayan milyonlarca canlının ve bitkinin yok olması demek. Ve bu insanlar denizden çıkan ürünlerle yaşayabiliyorlar ve paralarını kazanabiliyorlar. Bu şirketler ve hükümetler Duke of York, Doğu Yeni Britanya, Papua Yeni Gine halklarını ‘çok para kazanacaksınız’ fikriyle ikna etmeye çalışıyorlar. Ancak halk öyle düşünmüyor.

Hayatımız denize bağlı

“…deniz tabanı madenciliğinden bize fayda gelmez. Bu iş yalnızca hükümeti ve yabancı şirketleri ihya edecektir.”

Bundan asırlar önce bu bölgelerdeki insanları köle olarak kullanan, ezen bu emperyalist ülkeler bu defa kapitalizm silahıyla bu insanların yaşamlarını tehdit etmeye başladılar. Doğal yaşamla bütünleşmiş, özgünlüğünü yitirmemiş bu insanlar ne yazık ki deniz tabanı madenciliği hakkında pek bir bilgi sahibi değiller. Ve şöyle diyorlar;

“Devlet bütün sözleşmeleri imzaladı mı bilmiyorum?… Ama devlet dediğin kim zaten? Biz aptal değiliz. Eğitimliyiz. İlkel insanlar değiliz. Şirketin hile ve desiseyle kaynaklarımıza ulaşıp onları menfaatlerine kullanmak istediğini görebiliyoruz. Aptal değiliz artık… Hükümet ve şirketin ne niyetler beslediğinin ne zamandır farkındayız. Bir şey soracağım: Bu şirket denizimize sahip olursa, hayatımızı sürdürmek için elimizde ne kalacak? Hiçbir şey mi? O zaman bu fikre tamamen karşıyım… Adamızda deniz tabanı madenciliği yapılmasın. Çünkü hayatımız tamamen denize bağlı.” 

Kaz Dağları’ndan haber var

Her yıl rutin olarak TEMA Vakfı’na fidan bağışında bulunurum. Balıkesir, Çanakkale olmak üzere bir çok yerde fidanlarım var. Bu beni mutlu ve huzurlu ediyor. Toprağa beton ekmekten daha iyidir diye düşünüyorum. Bundan asırlar sonra insan varlığının tekrar özüne döneceğini, bir çok şehrin bu betonlaşmayı kaldırmayıp kendi kendine yok olacağını, bunun sonucunda insanların hobit ev tarzı yamaç evlerde yaşamaya başlayacaklarını düşünenlerdenim. Kapadokya, Mardin başta olmak üzere Güneydoğu’da yer alan mağaraları gördüğünüzde bundan asırlar sonra da insanın yaşam alanlarının tamamen değişebileceğini tahmin edebilirsiniz.

TEMA’nın mücadelesi

TEMA’dan önceki gün güzel bir haber aldım. Kaz Dağları’nın güneyinde yer alan ve proje aşamasında olan “Demirtepe Altın Madeni’nin Bakanlıktaki Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunun inceleme ve değerlendirme komisyonu görüşmeleri iptal edilmiş. Daha sonra da projenin tamamen iptal edildiği belirtilmiş. Bu iptalin ardından 1102 maden ihalesi de ertelenmiş. Ertelenen 1102 madenin 710’u altın madenlerinin içinde olduğu gruptan oluşuyor. Yani bu 710 projenin ise 23 tanesi Balıkesir, Çanakkale ve Kaz Dağları yöresinde bulunuyor. Bu kapsamda TEMA mücadeleye devam ediyor. Sizlerde destek olmaya devam edin.

Albert Einstein ile röportajdan
Siz atomu keşfettiniz, Hiroşima ve Nagazaki’nin tepesinde atom bombası patlattılar. Ne düşünüyorsunuz?
Her savaş insanlığın ilerlemesini engelleyen kötülük zincirine bir halka ekler. Ben atomu insanlığın yararı için keşfettim. Ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar. Böyle olacağını bilseydim, bir ayakkabı tamircisi olurdum.

Alkışlarımla…

Yurda Yurtseven

yurdayurtseven@gmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here